Otoblog

62...

Eskiden Florya'ya giderken yolun sol tarafında, tam uçakların iniş pistinin karşısında geniş ve boş bir alan vardı. Otomobil kullanmayı öğrenenler için doğal pist haline gelmiş bu alanda zaman zaman iki acemi kafa kafaya gelir, özellikle çokça arabanın tecrübe yaptığı zamanlar onları izlemek çok keyifli olurdu.

Çocukken araba kullanmayı bilen ailedeki tek büyük Ali Dayı, zaman zaman teyzemi ve küçük dayımı buraya getirir, araba kullanmayı öğretirdi. O zamanlar Karamürsel sepeti boyutunda olan ben ise arka koltuktan olanı biteni izleyerek öğrenmeye çalışırdım.

Yıllar yılları kovaladı ve artık otomobil kullanmayı becerebileceğimi düşündüğüm boyutlara geldim. 13-14 yaşlarında artık arkadaşların babalarından kaçırdıkları arabalarla ehliyetsiz gezmeler, polis görünce ilk sokağa sapmalar başladı. Ama illa bilen birinden ders almak gerekiyordu.

İşte bu noktada bize kıyamayacak ve yaşımıza rağmen bize ders verecek bir abi arayışı başladı. Hem karşı komşumuz ve hem de abimiz Şeref Abi bu iş için biçilmiş kaftan göründü gözümüze ve kendisine yazılmaya başladık.

Üstelik Şeref Abi'nin arabası 56 model bir Chevrolet Belair'di.

Gözümüzde son derece görkemli görünen bordo beyaz arabanın içinde park halindeyken akşamları oturup kaset dinleyerek ufaktan Şeref Abi'yi ikna çalışmalarına başladık İsmail ve Serdar'la.

Arada çaktırmadan arabayı çalıştırıp gaz vermeler, ileri geri hareket ettirmeye çalışmalar falan derken tam tahmin ettiğimiz gibi Şeref Abi bize kıyamadı ve Florya pisti yolları göründü.

Bazen üç kişi bazense mahalledeki tüm gençler doluşarak bindiğimiz 56'yla sayısız kez gittik o boş alana ve ilk şoförlük bilgilerimizi orada aldık.

Şeref Abi'nin "Debriyajı birden bırakma, frene o kadar sert basma, yavaş ulan tren yoluna uçacaksın, açıktan al açıktan" fırçaları eşliğinde günler günleri kovaladı.

Yine Şeref Abi'yi kafaladığımız akşamlardan birinde Mesut'un da 56'yı kullanmayı istemesi, direksiyona geçtikten sonra daha hareket etmeden koldan vitesli arabanın viteslerini karıştırması ve kitlemesi, ardından Şeref Abi'nin kaputu açarak vitesi düzeltmeye çalışırken Mesut'un çat çat kornaya basarak Şeref Abi'nin aklını alması ve hepimizin gülmekten altına yapması gibi anıları doldurduk Florya'da 56'nın bagajına.

Yıllar sonra kendi arabamın sahibi oldum ama hep aklımda 56 vardı. Şeref Abi onu çoktan satmış, en son izini Aliye dizisinde bulmuştuk. İlhan Şeşen'in dizide kullandığı bordo beyaz araba bizimkiydi. Ama sonra izine rastlayamadık.

İnternet üzerinden yaptığım araştırmalar sırasında Antalya'da bir 63 İmpala buldum. Olurdu, olmazdı derken Antalya'dan arkadaşlarım gidip baktılar ve alabilirsin onayı verdiler. Noterler vasıtasıyla yapılan satıştan sonra ilk klasik otomobilim İstanbul'a gelmek üzere yola çıktı.

Dışı siyah, döşemeleri kırmızı 63 bana epey bir tecrübe kazandırdı.

Mesela özellikle döşeme ustalarının asla söz verdikleri tarihte işi bitirmediklerini, yolda kalan arabanın benzin deposundaki sorunu anlamak için hortumla benzini çeken abinin ağzına gelen tatla "95 oktan bu" diyebileceğini, klasik otomobil parçalarını bulmanın epey zor olduğunu, artık Türkiye'de antika araba kalmadığını, Amerika'da bu arabaların parçalarının en ufak vidasına kadar bulunabildiğini, internet üzerinden alınan bu parçaların illa bir şekilde sayın gümrüğe takıldığını, sayın devletimizin bu parçalara aşırı sevgi dolu vergisel müdahale yaptığını hep siyah 63 sayesinde öğrendim.

Ama bana asıl kazandırdığı klasikçi dostlar oldu güzel arabamın. Elektrikçi Cemal Usta, mekanikçi Murat Usta gibi işini sanat gibi yapan ustaları, Hakan Abi, Semih Abi, Atilla Andiçen gibi dünya güzeli adamları, İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği gibi bu işe gönül vermiş, zar zor bir klasik sahibi olmuş ve gözü gibi bakan insanlardan oluşan toplulukları tanımama vesile hep siyah 63'üm oldu.

Onun sayesinde camianın içine girdim anlayacağınız.

Sonra dernek buluşmaları ve toplu yapılan seyahatlerde, tamirhane muhabbetlerinde gözüme onu kestirdim. Bel altı sütlü kahve, tavanı kırmızı bir güzellik.

Ben tanıştığımda sahibi Cüneyt Abi'ydi. Sonra bir ara Rami Muhtarı almış. En son Kemikçi Ali Abimiz'deyken artık iyiden iyiye kesişmeye başlamıştık.

1962 model, direksiz, pırıl pırıl bir İmpala.

Orijinal hali lacivertmiş. Hatta Bursa'da düğün arabası olmuş halinin bir fotosunu bile bulmuştum. Sonra Bursa'nın ünlü ustalarından Kıbrıslı Mehmet ana restorasyonunu yapmış ve rengini değiştirmiş. İhtiyaç olup satmak zorunda kalınca yolu İstanbul'a düşmüş.

 

62'yle aramızda tuhaf bir elektrik olmuştu. Onun da beni kestiğini hissediyor, 63'e ihanet mi ediyorum acaba duygusu bir taraftan içimi kaplıyordu.

En sonunda dayanamadım ve Kemikçi Ali'ye konuyu açtım. Ali Abi gözümdeki ışıktan etkilendi tahminim ve kıyamayarak kabul etti satmayı.

63'le epey duygusal bir vedalaşma yaşayarak kendisini Safranbolu'ya uğurladık.

Sonra Ali Abi'nin 62'yi park ettiği garaja gitmek üzere Şeref Abi'yle yola koyulduk.

Kaderin garip cilvesine bakın ki 62'nin garajı Florya'da bizim eğitim alanımızın hemen yakınındaydı.

Otomobil kullanmayı 56'sında öğrendiğim Şeref Abi'yle kendi klasik otomobilimi almak için yine Florya'ya gidiyorduk yıllar sonra.

Florya'daki garajdan çıkıp Menekşe'ye uzayan bir tecrübe sürüşü yaptık. Mutluluktan uçuyor ama çaktırmamaya çalışıyordum. Şeref Abi "Çok istediğini belli etme" diye pazarlık taktiği vermişti çünkü.

Garaja dönünce Ali Abi'nin söylediği ilk fiyatı kabul ederek Şeref Abi'nin verdiği tüm pazarlık taktiklerini gömdüm ve ona kavuştum.

Dört camını açıp pikabına bir Behiye Aksoy plağı takıp yola çıktık ve yavaş yavaş Paşa'ya geldik.

Belki de  hayatımın en keyifli sürüşüydü o yolculuk.

Sonra mahallede kendisine özel bir garaj inşa ettik. Amerikadan özel brandalar, eksik parçalar derken hem hayatımın vazgeçilmezi, hem ailenin bir parçası haline geldi 62.

Annem yetişemedi ama babamla çok güzel gezdik.

Onun gençliğinde aldığı plaklarla Boğaz'da Sadri Alışık, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla dinleyerek ağır ağır Hisar'dan Sarıyer'e kadar gittik mesela.

Babama vedayı da birlikte yaptık 62'yle anlayacağınız.

Aşkımız devam ediyor gayet nikelajlı, benzinli ve homurtulu bir şekilde.

O artık aileden biri ve hep öyle kalacak.

NİHAT SIRDAR

Radyo Programcısı, Köşe Yazarı.