Otoblog / Popüler Yazılar / Otomobil dedin de,aklıma geldi...

Otomobil dedin de,aklıma geldi...

Otomobil dedin de,aklıma geldi...

Otomobil denilince aklıma ilk gelen ‘’Klakson Çalınmaz’’ tabelasıdır. Bu uyarı tabelasının dünyada yolların kenarına konulduğu ilk kent İstanbul’dur... Ve ne gariptir ki, İstanbul’da, 1952/53 yılları arasında, bu cezadan toplanan paralarla, Haseki Hastanesi’nin Ruh ve Sinir Hastalıkları Bölümü inşa edilmiştir!

Otomobil taşımak için yapılan bir vapurun yüzdüğü ilk deniz de, İstanbul Boğazı’dır. ‘’Araba vapuru’’ ya da ‘’Arabalı vapur’’ olarak bilinen deniz taşıtı, tarihte ilk kez 1872 yılında, Boğaz’ın martılarıyla yarışırken görülür… Adı ‘’Suhulet’’, yani kolaylık olan ilk araba vapuruna bu adı koyan da, dönemin ünlü yazarı Namık Kemal’dir.

Herhangi bir iş alanında deneyimi, ustalığı, bilgi birikimi olmayan insanlar için ‘’Acemi’’ tanımını kullanırız. Bu sözcüğün altında da, İstanbul’un otomobil tarihi gizlidir. İstanbul sokaklarında görünen ilk otomobil, Basra mebusu Zehirzade Ahmet Paşa’ya aittir. İlk otomobilin ilk şoförü de, Paşa’nın seyisi Acem Abdurrahman Efendi’dir. Garip sesler çıkaran ve önünde koşumluk atlar olmadan yol alan bu garip aracı gören İstanbullular’ın, ‘’Çekilin Acemi geliyor’’ diye bağrışarak yolun kenarına kaçmaları, günümüze ‘’Acemi’’ sözcüğü olarak miras kalmıştır.

Kullanmak için otomobile her binişimde, dikiz aynalarını ayarlarken, ‘’Teşekkür ederim Dorothy’’ derim içimden… Dorothy Levitt, 1903 yılında, İngiltere’de otomobil yarışlarına katılan, tarihteki ilk kadın sürücüdür. 1906 yılında, yarış otomobiliyle yaptığı hız denemesinde, saatte 155 km’ye çıkarak, ‘’Dünyanın en hızlı kızı’’ unvanını kazanan Dorothy, aynı yıl ‘’Kadın ve Araba’’ adlı bir kitap yayımlar. Bu kitabın sayfalarında Dorothy, sürücülere otomobilin arkasındaki trafiği görebilmeleri için yanlarında mutlaka bir cep aynası taşımalarını önerir… Evet, bugün kullandığımız dikiz aynalarının mucidi bir kadındır… Ve kadınına değer vermeyen, onu hak ettiği yere koymayan toplumlar, dikiz aynası olmayan otomobil gibidirler… Bir iki virajı dönseler de, eninde sonunda şarampole yuvarlanmaya mahkumdurlar.

Erol Günaydın ustamla yaptığımız bir sohbet gelir aklıma bir de, otomobil denince… O sohbette, çocukluğumuzun geçtiği kent olan Trabzon’a gelmişti söz… ‘’Hocam’’ demiştim, ‘’Sokağımızdaki inşaatın önüne küçük bir tepe gibi yığılan kumun etrafında, tepesine doğru dolanan yollar yapar, o yollarda plastik oyuncak arabamı sürerdim’’… ‘’Aynı oyunu ben de oynardım Sunay’’ dedi Erol Günaydın ve kendisine bir kez daha hayran olduğum şu sözü söyledi:’’Ben evden un kavanozunu alır, kum tepesinin üstüne bembeyaz un da dökerdim, ellerimle... Karlı bir dağ yolunda sürerdim oyuncak arabamı’’…

Oyuncak otomobil tarihinin en değerli eserlerinden biri, Almanya’nın Nürnberg kentindeki Lehmann fabrikasında üretilen ‘’UHU’’ adlı oyuncaktır. Söz konusu oyuncak, Belçikalı oto yarışçısı Camille Jenatsky’nin kullandığı, tarihte ilk kez 100 km. hıza ulaşan otomobildir. 1899 yılında, gazetelerin ön sayfaları süsleyen otomobilin oyuncağını yapmaya karar veren Ernest Paul Lehmann, dünya turunun artık hayal olmayacağının bilincindedir. Bu nedenle, oyuncak otomobilin üstüne bir dünya turunda mutlaka görülmesi gereken kentlerin adlarını yazar. On beş kentten biri de İstanbul’dur!..

Dünya oyuncak otomobil tarihinin en değerli ve ender bulunan örneklerinden biri olan ve üstünde ‘’İstanbul’’ yazan bu oyuncağı görebilmeniz için dünya turuna çıkmanıza gerek yok…

Çünkü ‘’UHU’’ sizi İstanbul Oyuncak Müzesi’nde bekliyor!

 

Sunay AKIN